6 Aralık 2007 Perşembe

Önemli olan Niyet.....


Günesli bir günde Topkapi Sarayina giderken, yol üstü kir sacli, mavis gözlü, güler yüzlü bir dedenin bembeyaz, kirmizi gözlü tavsaninin, "cek bakim ablalara bir niyet" diye cektigi, ama cekmeden önce bize birer birer bakmayi ihmal etmeyen tavsancigin cektigi niyet:

" Herkese itimat etmek yüzünden basiniz dertten kurtulmuyor ama, islerinizde büyük bir feraha kavusmaniz cok yakin, askta yine cok sanslisiniz. Siz kalbi titreyerek bekleyen birini artik biraz düsünün. His hayatiniz cok hareketli ve heyecanlidir. "

Önemli olan netice degil, niyettir....öyle degilmi??

24 Kasım 2007 Cumartesi

ah istanbul



Tiklayin..


Ah Istanbul Istanbul olali hic görmedi böyle keder
Geberiyorum askimdan kalmadi bende gururdan eser.....

3 Kasım 2007 Cumartesi

Bayramlar kutlu ola....

Gecti yine iki bayram, biri Milli gururumuz 29 Ekim, 84 yil önce ulu önderimiz Atatürk´ün aksam vakti saat 20.30 da, TBMM´inde Türkiye Cumhuriyetini ilan ettigi gün.
Neler yasanmis o yillarda, simdiki cagimizda akil almiyacak olaylar, fedakarliklar, inanilmaz bir sadakat, gurur, sevinc, yillardir efsanelesmis savaslar, catismalar, biz onlari elimizde olmadan cocuklara masal okur gibi okuyoruz, kimimiz gururlaniyor, kimimiz hadi canim ordan abartiyorlar diyor. Ve o insanlara kizamiyorsun bile cünkü gercegi ne o, ne de sen dört dörtlük bilmiyoruz.
84 yil önce yasananlar her gecen yil daha eskiyor daha efsanelesiyor. Hani bilim kurgu filmleri olur zaman tünelinden gecerler, eskiden olan biteni izlemek icin, acaba ilerde bu mümkün olacakmi? Cok isterdim bazen öyle yolculuk edip gezip ögrenmek. Umarim su son yillarda cikan canakkale, gelibolu, zafer üzerine cikan edebiyat cogunlugunun ardi, arkasi kesilmezde birdahaki 80 yil icin anlatilacak malzeme ve anlatabilecek dedeler ve büyükler eksik olmaz.
Ve insallah kitap seklinde yazilan yazilar uzun süre daim kalir. Cünkü artik internet sayesinde her kitabi, gazeteyi bayiden alipta degil, bilgisayardan okumayi tercih ediyoruz, halbuki bu teknolojiye hicte güven olmuyor. Bir yalnis indirdigin dosya bir virüs herseyi yok edebiliyor ve kopya seklinde tedbirini almazsan bitti gitti. Oysa eski bir kitabi 100 yil da rafta tutsak en fazla sayfalari sararir ve hos bir kokusu olur. Bilirmisiniz o kokuyu? Cok severim, alir götürür insani o kitabin yazilmis oldugu zamana. Icinde garip bir hüzünle, sevgi karisimi bir duygu olusur ve elin sayfalara dokunurken gülümsersin. Bu duyguyu internet sayfalarinda gezerken yasamazsin ama.
Ve gelelim ikinci bayrama.
365 gün icerisinde bir tek gecede ruhlar, cadilar ve diger varliklarin insan alemine girebildigi geceye. 31 Ekim Cadilar bayramina. :-) Yabanci ülkelerde asirlardir kutlanan ama bizim diyarlara anca son senelerde tesrif buyurup cok seven kazanan bayrama. Gelenlerin fazlaca es dost akraba bulduklarindan olsa gerek. :-) Insanlar baska kisiliklere bürünmeye, maske takmaya ne kadar merakli. Yalnizca bir gece olmasina ragmen malzeme satislari 3 ay önce basliyor. Hos bazilarinin maske almalarina pek gerek yokya, neyyyyyssse. Ve o da geldi gecti iste. Olsun piyasada sevindi, cocuklarda. Kutlayacagimiz senlikler, bayramlar hic eksik olmasin insallah. Hepinizin gelmis, gecmis ve gelecek bayramlariniz kutlu olsun.

23 Ekim 2007 Salı

Zaman....

Gün 24 saat, hafta 7 gün, ay 30, 31, subat 28, 4 yilda bir 29 gün, sene 365 gün.
Dünya her gün kendi etrafinda bir kere dönüyor, ve bir yilda bir kerede günesin etrafinda dönmüs oluyor. Zaman akip gidiyor, kimse durduramiyor, herkes sabah kalkiyor okula veya ise gidiyor, günlük isler yapiliyor, bazilarinin yaptiklari dünyanin gidis sartini degistiriyor, bazilari kendi hayatlarini bile degistiremiyorlar ama herkes günün sonunda evine dönüyor, ya bos bir eve, ya es ve cocuklarin yanina ve o gün bitiyor!
Ertesi gün tekrar devam ediyor hayat kurulmus saat gibi, ama yasadigimiz her saniye yeni,
ayni degil, hicbirisi normal ve alisilagelmis degil, monoton gelebiliyor hayat bazen, hersey sanki hep öyle olmasi gerekiyormus gibi ama kaygan bir zemin, hakimiyeti kaybedilmis bir araba ve hersey olmasi gibi degilde siradisi gerceklesebiliyor. Ama yinede gün bitiyor, dünya dönüyor.

Böyle anlarda rotayi degistirme sansin halen varsa, düsünüp degistir, en azindan yasadiklarinin normal degilde hergünün bir hediye oldugunu anla. Kendinle ve cevrenle baris, etrafina bak ve sahip olduklarina saril, olamadiklarina gülümse, ama birakamayacagin seye sarilma uzaktan sev, gözlerini kapat ve kendini dinle etrafi degil, nefes al, nefes ver...

8 Ekim 2007 Pazartesi

7 Ekim 2007 Pazar

Ya Siz ???

Evimi misafirlerim gidince temizlemek icin saatlerce ugrasiyorsam, bircok arkadasim var demektir.....
Faturalarimi zorluklada olsa ödeyebiliyorsam, bir isim var demektir....
Pantolonum biraz dar geliyorsa, ac kalmiyorum demektir....
Gölgem beni izliyorsa, günes isigini görüyorum demektir.....
Park etigim yerden isyerime kadar yolu uzun buluyorsam, iyi yürüyebiliyorum demektir....
Otobüs beklerken yanimdaki adam anahtariyla oynuyor ve bende bu sesten o rahatsiz oluyorsa, ben iyi duyuyorum demektir....
Camlari silmem, muslugu onarmam gerekiyorsam bir evim var demektir....
Dogalgaz faturam yüklü geliyorsa, isiniyorum demektir...
Yiginla ütülenecek ve yikanacak camasirim varsa, yiginla giyecegim var demektir...
Calar saatimin sesiyle, sabahin köründe uyaniyorsam, yasiyorum demektir....
Aksamlari kendimi yorgun hissedebiliyorsam ve bacaklarim agriyorsa, o gün ben üretici oldum demektir....
Sürekli telefonum caliyorsa, beni seven insanlar var demektir...
Ve tüm bunlarin ayrimini yapabiliyorsam, ben MUTLUYUM demektir...

YA SIZ???

11 Eylül 2007 Salı

basliksiz...


bu resim icin baslik bulamadim, askin kudreti dedim, olmadi, sevginin gücü, eehh yine olmadi,
en iyisimi herkes kendine göre degerlendirsin bu manzarayi.... Dag, daga kavusmaz, bulut buluta kavusur ve karisir... :-)

4 Eylül 2007 Salı

Siir

Yasin kac

Ne yapacaksın, yaşımı sen.
Ne değişecek yaşımı bilsen.

Bu daha çocuk, ne bilir ki,
Çocuğumu dinleyeceğim`
diyeceksin.
Eğer senden küçüksem.

Bu ihtiyarlamış beni nasıl anlar ki,
moruğumu dinleyeceğim
Diyeceksin,
Eğer senden büyüksem.

`Senin kadar yaşadım, sen biliyorsan, bende biliyorum`
`Senin kadar benimde aklım var`
diyeceksin
Eğer senle aynı yaşta isem.
Bırak yaşımı şimdi
Söylediğime bak, doğru söylüyorsam,
fikirlerimi beğeniyorsan. Sen onu dinle.
Sana söylemediler mi.
Akıl yaşta değil baştadır. diye.

Zübeyr Sasmaz

13 Ağustos 2007 Pazartesi

Dogru yer ve dogru zaman....

Güzel bir film seyrettim bu haftasonu "The Lake house". Derler ya dogru zamanda dogru yerde olmak diye, onu anlatiyor. Hayatta elimize gecen firsatlari, onlari degerlendirebilip, bilememeyi. Ikinci sansi, macerayi, heyecani ve tabiiki aski :-). Basimiza bir olay gelir ve simdi bunun sirasimi deriz, veya hic fark etmeyiz, veya önemsemeyiz, veya korkariz vs. Olacagi olanlar muhakkak yolunu bulur ve tekrar karsimiza cikarlar, cikmayanlarda olacagi olmayacaklardandir. :-)

Bazi yasam bölümlerimizde basimiza gelenleri kaldiracak gücümüz olmaz, baska zaman yasasak ayni olayi, farkli düsünür, farkli davraniriz. Keskelerle yasamak ne derece mantikli? Artik faydasi yok nasil olsa bosver desek, karsimiza ayni olay baska boyutta ve baska ruh halinde cikarsa fark edemeyebiliriz, oysa üzerinde kafa yordugumuz bir olayla tekrar karsilasirsak farkli davranma sansimiz olur. Zamani geri alabilsem farkli davranirdim derler, hikaye bence, sartlar neyi gösteriyorsa öyle davranmak zorunda kaliyorsun, zamani geri alabilsende cerceve ayni kaliyor, farkli davranamasin belki, veya davransan bile gelecegi degistirmis olursun ve bu sefer yine keske farkli davransaydim dersin. Hayat akiyor, iyisiyle kötüsüyle hergün kendine saygili davrandigin sürece yaptiklarindanda pisman olma payin azalir. Önemli olan herzaman kendi dogrularindan ve özünden vazgecmemek, o zaman keskeler tekrar karsina cikiyor yeri ve zamani geldiginde.....

1 Ağustos 2007 Çarşamba

Gördüklerine dayanamadi dudaklari bile oldu, yetmedi ucukladi, bide konussa allah muhafaza...


Doga böyle iste, ormanda hergün, hergece neler yasaniyor bir tek agaclar sahit. Yasananlar kah masallara konu oluyor (kirmizi baslikli kiz, hensel ile gretel...), kah dizilere, filmlere. ( Her polisiye ve detektif filmlerinde muhakkak ormanda olaylar oluyor.) Tabii orda gördüklerimiz insan fantazisinin eklentileri ile dolu. Gercekte olan bitenler neler kimbilir, aslinda bilmekte istemeyiz gibi sanki. Bana kirmizi baslikli kizin arkasindan kosturan kurt bile yetti aslinda.

Dudaklarida olsa, onlar gördükleri üzeri ucuklasada konusmaya baslamasinlar, vallah bir daha adimimi atmam ormana....




22 Temmuz 2007 Pazar

Evet, biz bir Matrixde yasiyoruz....












Aslinda güzel bir düsünce! Dermisim...
Ilk akla gelen yani, hersey planli, projeli senin hayatina yön veren insanlar, sen hersey kontrol altinda zannederken aslinda hicbirseyin gercek kontrol altinda olmadigini ögrenmek. Heyecanli.

Aslinda herkesin hayati böyle degilmi, kime sorulmus simdiye kadar dünyaya gelmek isteyip istemedigi? Bana soran olmadi mesela, yani yazili dilekceyle hangi gezegeni isterdin, veya hangi varlik olmak isterdin, veya hangi zaman cercevesinde isterdin dimi yani.....

Bakin ne güzel secimlerde yine halkin secimi kazandi, ayni halk haftalarca bu adamin devletin basina gecmemesi icin mitingler düzenlerken yine ayni halk büyük oy farkiyla ayni adamlari secti! Bu ne demek? Su demek: Halk ne istedigini cok iyi biliyor ve onlari parmaklarinda oynatiyor. Diyorki, biz istersek iktidar, biz istemezsek miting ve darbeler. Ama kim kendini kandiriyor kim hakli, kim haksiz, kim dogru kim yanlis bilen varmi? Aslinda sonunun herkes tarafindan bilindigi bir film icin bu kadar öfkeye, bu kadar tartismalara deydimi?
Deydi tabii, cünkü türk milleti hararetli, tartismayi seven adrenalini yüksekte tutmayi bilen bir millet. Vatana millete hayirli olsun... Matrixde yasamaya devam... Bir gün gelir birisi mavi hapmi yoksa kirmizimi diye sorarsa ne yapariz bilmem..

13 Temmuz 2007 Cuma

Bodrum Hakimi....


Ne kadar çok aşka intizar eden
Kimi çok seviliyor kimi yoksun sevgiden.....

Ne güzel demis Ferdi abimiz, bu sözler tüm yasantiya uysada, tatil yerlerinde daha bariz belli oluyor. Herkes bir arayis icinde, kimileri avci, kimileri av, kimilerine göre macera, kacamak. Benim tatile cikma amacim sahsen dinlenmekti! Gezdik, eglendik, ictik, güldük, simardik ama asik olmadik (en azindan ben) :-), ve iyikide olmadim! Evet, evet, iyiki! Insan beyninde ciddi tahribatlara yol acan ve düsüncelerinin ve hareketlerinin kontrol disina cikmasina yol acan ve bittiginde kendini fazlaca degersiz ve yalniz hissettiren o duyguyu iyiki yasamadim. Böylelikle olaylari pembe bulutlar arasindan degilde, zihin acik ve irademe sahib bir sekilde izleyebildim ve cok eglendim. Birazda yas itibari ile olsa gerek, cogu olaylar eski ve defalarca seyrettigin bir film seyreder gibi gelisti. Kocalarini birakip tatile gelip ve orda kacamak yasamaya hazir turist bayanlar ve onlara bunlari yasatmayi dört gözle bekleyen animatörler. Hayatinin askini bulduguna kendi bile inanan ve tatil bitimi 2 gün sonra baskina gözü kayanlar. Capkinlikla degilde, acilarin cocugu imajiyla ilgi cekmek isteyenler. Hepsi ayni yerlerinde duruyor, yalniz sima farki var. Halbuki gökyüzü masmavi, martilar ucusuyor, denizin dibi görülecek kadar berrak, havada hep püfür, püfür bir rüzgar, sana amansizca gülümseyen bir günes ve gün batimina yakin bir dostunla yaptigin raki, balik keyfi.

Önemli olan bunlarin keyfini cikarmak degilmi? Ben cikardim. Darisi daha tatile gidemeyenlere.....

20 Haziran 2007 Çarşamba

evdeki hesap uymuyo carsiya....



insanoglu niye plan yapar? Tabiiki sonradan bozmak icin... Bu ne mana demeyin, hangi plan dört dört oluyorki zaten? Ve ayrica iyiki öyle olmamisda, böyle olmus dedigimiz olmustur bir cok kez. Biz ne istedigimizi bilmiyoruz zaten, öyle oldugunu zannediyoruz ve ona göre dünyanin binbir halini, kaderimizin cizgisini ve yasla degismekte olan istek ve arzularimizi hesaba katmadan planlar yapmaya calisiyoruz?? Ne saf ve cocukca degilmi? Hani eskiden ismimizin yanina begendigimiz cocugun soyadini yazardik, yakisiyormu diye, hangi yasta evlenip kac cogumuz olacagini ve isimlerinin ne olacagina kadar belliydi hersey...Hayat o kadar akici ve o kadar sürprizlerle doluki gördügümüz en heyecanli ve sonunu asla tahmin edemedigimiz bir film gibi... Fazla detayina girmeden kaba bir cizim yapip, yön belirleyip, yol alalim ve yolumuzdan gelen geceni selamlayalim, bazilarini buyur edelim, bazilarina gülümseyip gecelim, bazilariyla yol ayrimina kadar beraber yürüyelim sonra yolun acik olsun diyelim. bazilariylada yolun sonuna kadar gitmeye calisalim cünkü yolun sonunda güzel bir park var, yesillik icinde, püfür esen rüzgarla, mis gibi kokan ihlamur agaclari altinda piknik yapalim....

8 Haziran 2007 Cuma

Flash, Flash, Flash... sonunda yakalandilar!!!












Ayni projelederde yer alan ve aylardir beraberliklerini inkar eden ikili, salyaligiz ve salyaligoz, hafta ici bir ormanda muhabirlerimiz tarafindan YAKALANDILAR!!
Ikili her ne kadar basbasa görüntü vermekten kacindiysada, malum kacma cabalari bir hayli zaman aldi. Ormanin bir kac koruyucu dallari arasina gizlenmeye calissalarda bizim cevik muhabirin gözünden kacamadilar. Baska hicbir yerde izleyemiyeceginiz bu carpici haber sadece ve sadece burada.
Dogru haberciligin kaynagi olan bizi izlemeye devam edin, biz sizi hep izliyoruz...

1 Haziran 2007 Cuma

Ben hayranim hayvanlara...

Zaman Gazetesinden alinti:


Eşini kaybeden angut kuşu, ölene kadar yas tutuyor

Angut kuşları, eşi öldükten sonra başka bir kuş ile çiftleşmeden hayatının sonuna kadar yas tutuyor. Angut, ördekgillerden, tüyleri kiremit renginde evcilleştirilebilen bir yaban kuşu.

Türkçede mecazi olarak ''kaba saba, ahmak'' anlamında da kullanılan angut sözcüğüyle adlandırılan bu kuş türü, adeta eşe sadakatin de simgesi.

Göl, bataklık ve akarsularda yaşayan ve yaklaşık 8-10 yıl ömrü olan angut kuşuyla ilgili bilgi veren Gaziantep Hayvanat Bahçesi Müdürü Celal Özsöyler, angutun, ördek-kaz karışımı bir perde ayaklı su kuşu olduğunu söyledi. Celal Özsöyler, bu kuş türünün eşi öldükten sonra başka eş kabul etmeden tek başına ömrünün sonuna kadar yaşadığını aktardı. Özsöyler, sadakatin, angut kuşunu diğer hayvanlardan ayıran önemli bir özellik olduğunu, kelaynakların da angutlar gibi tek eşli olduğunu belirtti.

Özsöyler, angutların ölen eşinin başında bir süre bekleyerek yas tuttuğunu da ifade ederek, ''Bu yas durumu ömrünün sonuna kadar da devam eder.'' dedi. Gaziantep Hayvanat Bahçesi'nde de bulunan angutlar, kendileri için yapılmış özel barınaklarda yaşıyorlar.


Bir daha gicik oldugunuz birisine "angut gibi" demeden önce düsünün bence, bu duyarli hayvanlara haksizlik olmasin...

22 Mayıs 2007 Salı

renklerin gücü....

Spor cok eglenceli ve saglikli bir ugras oldugu icin herkese siddetle tavsiye ederim...
Siddet zaten son günlerde spor dalinda ne yazikki fazlaca gördügümüz birsey, misal son GS-FB maci. Futbolu sevmek güzel, birlik beraberlik icerisinde coskulu fanatiklikte güzel, cünkü coskulu insanlar etrafinada cosku sacar ve daima kazanir, ama bir yere kadar. Bastan söyledigim gibi spor saglikli, futbol oynayan gencler daha zinde, daha güclü daha iradeli olur, baska kötü aliskanliklara bulasmalari ihtimali düser, ama fanatiklik zarar verdigi an tehlikeli olur.
Bende sözde cimbomluyum. (tek nedeni renklerini begendigim gerekcesi oldugunu söylesemde asil nedeni Kubilay Öztürk´tü zamaninda. :-)
Her nekadar fanatik olmasamda ve fanatik ruhunu anlamaya calissamda, son olaylar bayagi üzücü bence. Dahada üzücü olanda zaten futbolu öne sürerek kavga cikartmak, (sözüm sirf holinganlara degil, kiskirtan herkese, bu olay cikmasini engellemekle görevli olan polis dahi olsa)
bu hem gercek taraftari üzer, yalnis bir resim cizildigi icin, hemde bunca emek sarf eden futbolcu, teknik direktör ve daha nicelerini. Üzeri deri ile kapli, yuvarlak bir cisim icin sarf edilen bu kadar enerji, zarar yerine daha güzel seyler icin harcansa ne ala. Tabii bu bir kadinsal bakis... ama unutmayinki gayet basarili kadin futbol takimlarida var...

8 Mayıs 2007 Salı

sevebilme ihtimali...

Hepimizin olmustur veya halen vardir, görünce ic cektigimiz, ister istemez gülümsedigimiz, hakkinda hertürlü bilgi almaktan hoslandigimiz, garip kiskancliklar yasadigimiz, onlari herzaman mükemmel ve cok uzakta gördügümüz hayali kahramanlarimiz. Kendimizi o senaryolarin icinde buluruz, baska senaryolar yazariz, o senaryolari kendi hayatimiza uydurmak isterken ne kadar sacma olacagini anlayip gülmekten kiriliz... Sevmekmi daha önemli sevilmekmi? Bu soruya herkes baska cevap verir herhalde, tabii bu hayali kahramanlara duydugumuz hayranliga sevgi denilemez, askta denilemez, (hasta ruhlu psikopat olmadiktan sonra), ama birini sevebilme ihtimali bile güzel bir duygu, sen seversin sevilmezsin (beni sevmeyeni ben hic sevmemde diyende var tabii) , sevilirsin ama sevmezsin, bunun derecesi varmi? Hava sicakligini en incesine kadar ölcebiliyorken, insanlarin birbirine olan sicakligini neden ölcemiyoruz? Olsun o beni seviyorya yeter, alisirim demek dogrumu? Degil bence, okadar filmlerde imkansiz asklar izliyoruz, ve böyle seyler hep filmlerde olur diyoruz, cogu öyle tabii, ama bu filmlere konu olan asklarinda ilham aldigi olaylar olmali, yoksa hepsi senaristlerinde iclerinden gecirip böyle olsa güzel olur, iyi reyting alir diye düsünüp yazdiklarimi? Inanmak istemiyorum buna, red ediyorum bukadar maktik bagimlisi olmayi.
Ben sevebilme ve sevilebilme ihtimalini cok seviyorum, buna yardimci olan hayali kahramanlarimida cok seviyorum, ve onlarinda normal insan olup, normal yasatilari, senin benim gibi düsündükleri, dertleri, arzulari ve sevincleri oldugunu düsündükce birden yakinlasiyorlar adeta, kimbilir belki bir gün, bir yerde, hic beklemedigin bir an karsina cikar... dünya kücük...

7 Mayıs 2007 Pazartesi

Enemy mine....

Her elestirinin altinda gizli bir hayranlik yatar!... Güzel bir söz...

23 Nisan 2007 Pazartesi

Colali Seker....

Cocukken 23 Nisan bizim bayramimiz diye cok gururlanirdim, hani Atatürk cocuklara armagan etmisya... Cumhuriyetin kurulusundan banane, bizim bayramimiz o kadar...!! Ilk okul hocamiz Yasar hocanin bize colali sekerler hediye ettigi gün, (biz aramizda sekerci hoca derdik ona) senlikler düzenleyip, koro halinde siirler, sarkilar söyledigimiz gün, folkler gurubunun (benimde üye olmak istedigim ama kadro doldugundan olamadigim ve uzun süre icerledigim) gösterilerin oldugu gün... Televizyonda türkiyedeki senliklerin büyüklügünü izlerken, bizim ufak capli eglence cabalarimiz kücük gelirdi gözüme, keske bizde böyle yapabilsek derdim... Meger ne güzel seyler yaparmis bizim Yasar hoca, yabanci bir ülkede bu kadar cabayla, hevesle genclige verdigi cok güzel seyler varmis... Artik yok ne yazikki öyle senlikler, bizim cocuklarimiz bilmiyor ve yalniz televizyondan gördükleri ile taniyorlar 23 Nisani, ne mutlu bize ki, bizim Yasar hocamiz vardi, yillar sonra bile sokakta görüssek elini öperdim o da bana seker verirdi.... (colali olmasada) vermeseydi zaten olmazdi, ne de olsa sekerci hocamizdi bizim o.... Hersey icin tesekkürler hocam....

20 Nisan 2007 Cuma

Tek tas farkli boyutlar aliyor......


Dün ilginc bir haber okudum, isvicreli bir adamin ölüsü ölümünden sonra yakilmis,
tamam buraya kadar iyi hos, hiristiyanlikta sikca görülen bir gömülme secimi. Ilginc olan olay, bu adamin kizi babasini cok sevdiginden ve hep yaninda tasiyabilmek istediginden ölünün külünü pirlantaya bastirmak istemis!!??!! Evet, isvicrede yeni son istirat metodu "Tek tas pirlanta", korkunc bir düsünce... sevgi sözcügü altinda insanlarin ne kadar korkunc düsüncelere sahip olup onlari gerceklestirme gücleri bir kez daha kanitlanmis oldu böylece. Bizim dinimizce zaten ölüsünü yaktirmak günah, her ne kadar bu insan bollugunda mezarliklar tika basa olsada, önünde sonunda her yesil güzel alan mezarlik olsada, bu yüzden üst üste gömülmektense yakilmanin aslinda daha temiz ve fazla yer kaplamayan bir metod olsada, günah. Dilimizde bile uygun bir kelime yok, yakilmaktan baska (yabanci dilde özel bir ismi var), topragi bol olsun da denmez bu durumda, :-), iyi parlasin mi denilecek??? Filmlerde görürüz son vasiyet olarak külünü denize savrulmasini isterler özgürlük kavrami icerisinde, ama bu kadarida fazla... tek tas yüzügün en azindan bayanlarin gözünde farkli, romantik ve cok özel bir yeri oldugu kesin, lütfen öyle kalsin.... allah herkeze hayirli yasamlar, hayirli ölümler ve hayirli son istiratler versin....

12 Nisan 2007 Perşembe

doganin salon bay ve bayanlari.....

Penguenlerle insanlarin cok benzer yanlari varmis meger, uygun bir es bulmak ve ciftlesmek icin uzunca bir gözetleme süresi sonrasi gönüllerine göre birini bulduklari zaman hint fililerindeki ask sahnelerini aratmayan gösteriler sergiliyorlar, türkan sorayla, kadir inanir halt etmis yanlarinda, bu ne romantizm, bu ne sevkat. Sonrasinda, dogacak yavruya yem bulma derdi, tipki 21. yüzyilin modern ailelerinde oldugu gibi, kadina düsüyor, yumurtayi bekleyen taraf erkek oluyor.
Hos dogmamis yumurtaya bakmak kolay tabii, taaki yavrucak yumurtadan cikip bagirmaya basladigi an a kadar.... anne geldi, geldi! Gelmedi, baba basinin caresine bakacak kendini kurtarmak icin yavruyu terk edecek!!!!! Benzerlikler.... Neyseki anne geliyor ve bu sefer baba düsüyor yollara ailesini doyurabilmek icin, ve bu gidisin dönüsü olurmu, olmazmi bilmeksizin, yavrular babasiz büyüyorlar aylar süren yolculuk nedeni ile. Sonra isliklarindan taniyorlar birbirlerini, köylerde asiklarin birbirlerine seslendikleri gibi...Benzerlikler.... Bu hayvanlarda insanlardan daha güzel olan bir tek sey var, tek esli yasiyorlar, eslerini bulduklarinda olay bitmistir, ne zorluklar altinda karin doyurduklarini, cocuk büyüttüklerini unutmuyorlar.
Yok kil, yok tüy, yok yün demiyorlar, sadik mutlu mesut yasiyorlar....
Niye hayvanlardan yanliz kötü seyleri örnek aliyoruzki?

6 Nisan 2007 Cuma

Ben Geldim...


Siz hic bir kokpiti yakindan gördünzmü? Ben gördüm, caminin 3kat´an olustugunu biliyormuydunuz? Ve o camlardan biri catlarsa ne olacagini?
Bizim temelin arkadasi bir tepede oturuyormus, tepeye cikmak icin 100 merdiven cikmasi lazimmis, temel cikmis, cikmis, 97 inci basamakta ben yoruldum demis ve inmeye baslamis. Ne alaka diceniz simdi?
Alaka su : O demin bahsettigim camlardan biri catlarsa, varacaginiz yer, geldiniz yerden yakin olsa bile geri dönersiniz. Tecrübe konusuyor. :-) Tabii böyle olaylarin positiv yanlarida var, 1. Alisila gelmis rutin islemlerde aksaklik yasandigi zaman bir hareketlilik ve canlilik kazaniyor hayat, herseyin insan kontrolünde olmadigini hatirlamak, garip bir mütevazilik hissi uyandiriyor insanda. 2. O robot gibi herzaman güler yüzlü ve her zaman ayni seyleri tekrarlayan mürettebatinda normal insanlar oldugunu ve böyle durumlarda business class veya economy class ayricaligi olmadigini görmek. 3. O leziz (ve normal sartlar altinda hicbir zaman vermeyecekleri) kurabiye, cukulata ve meyvelerin tadina varmak. 4. Iki cesit yemek oldugu icin ve herzaman acaba diger yemegimi alsaydim sorusu, ilk ucakta bir yemegi, aktarma yapilan ucakta diger yemegi alma sansiniz oldugu icin, ortadan kalkmasi. 5. ve en önemlisi, her an hersey olabilir düsüncesinin yalnizca bir slogan olmadigini hatirlamak.

Vapura yetisebilmek icin, cabuk cabuk yenen, eminönü iskelesinin midye dolmasini tavsiye ederim, bol limonlu, tarcinsiz, nefis. Vapur gezisi her ne kadar soguk havada yazin verdigi keyfi vermesede, yalilarin önünden gecerken onlarda yasanmis hikayelerinin verdigi his degismiyor. Bir köprünün verdigi heyecan her yasta bir, bosuna hemen her dizinin icinde yer almiyor. 7 dünya harikasinin icindemi F.S.M. Köprüsü? Degil herhalde, bizde 8. inci harika olarak ekleriz,
9. Eminönü, 10. Sultan Ahmet camisi, birde yazarlar evi var, ic huzur veren, nora jones müzigi calan, süper karides güvec yapan.

Kisa süreye sigdirmaya calistigim bir sürü anidan bir kaci....
En önemliside bunlari paylasabildigin sevdiklerinin olmasi, bu arada agacimizida suladik, allah yesertsin, dallansin, meyve versin insallah. Darisi digerlerine....

22 Mart 2007 Perşembe

didiyom ben....

Yol göründü, tatil hazirlik yaptigin an basliyo bence, ne giycem, ne götürsem, hava nasil acaba, aman bosver bir hafta icin filan. Ama arada böyle kacamaklar iyi geliyor, iki yarim elma birbirini bulmusta onlarin agaclarini süslemeye gidiyorum....

14 Mart 2007 Çarşamba

Bir varmis, bir yokmus.......



birzamanlar kocaman bir elma agaci varmis. Cok büyük, yani öyle, böyle degil, kocaman...
Bu agacin üstündeki elmalar zamanla birer birer düsmüs, ikiye ayrilmis ve dünyanin herbiryerine dagilmis. O gün bugündür yarim elmalar eslerini bulabilmek icin diyar diyar gezmektelermis, arada bir kendilerine benzer birer yarim bulduklarini zannedip birlesirlermis, bu birlesmeler uzun süre iyi gitsede, (cünkü ikiside ayri parcalar olduklarindan birbirlerinden cok ögrenecekleri seyler varmis) vakti geldiginde asil yarimlarinin baska yerlerde oldugunu ve aslinda birbirlerine uymadiklarini düsünüp ayrilirlarmis.
Cok üzücü bir olay degil aslinda, cünkü bu beraberliklerden zaman zaman yeni cesit elmalarda üremeye baslamis. Fakat her yarim kendi gibi oldugunu düsünüp kendi yarimi aramakla mesgulken, her yarim kendine göre tecrübe edinip, degisip kendi basina bir bütün olmaya baslamis. Böyleliklede eski yarimiylada birlessede tam olarak uyum icinde olamayacagini anlamis. Yani her yarim, diger yarimla birlesebilmek icin uyum saglamak zorundaymis. Benimde vardir biryerlerde bir yarim diye aslinda uyum sagladigi ama ufak, tefek anlasmazliklar yüzünden ayrilip kendini kandiramazmis. Bir elma bütünlesdikten sonra, cekirdeginden baska elmalar üreyip serpilince, kendi basina dalli budakli bir agac olusabilirmis, bu durumda onlar ermis muradina, biz cikalim kerevetine.....Umarim herkesin günün birinde bahcesinde bir hayat agaci bulunur....

27 Şubat 2007 Salı

Ruh tazeleme....


Tasindim, gözüm gönlüm acildi! Büyük bir tasinma degildi bu, isyerinde ofis degistirme, yeni bir eleman geliyor ona yer actik. Iyi oluyo böyle degisiklik arada, eskilerinden kurtuluyorsun, belki ilerde lazim olur diye sakladigin seyler tasindigin zaman daha kolay atiliyor. Eski yerimde güzeldi ama simdi camin önünde oturuyorum, daha aydinlik, trenler gelip geciyor, kimler nerelere gidiyor kimbilir... Istasyonlarda hep hazin bir hüzün vardir, bir telas, bir sevinc ilginc bir yerdir ve benim hergün bunlari izleme sansim var artik... Severim tren yolculugunu, rahatdir, huzurludur otobüs gibi salanmaz :-), yani demek istedigim insanoglu yerinde sayiklamiyor hicbirzaman, ve zaten öylede olmali, uzak yolculuklar yapmasakta hep "uzun ice bir yoldayiz".... eskiler yenileniyor ve anilar cogaliyor....

13 Şubat 2007 Salı

iki Yabanciyi yakinlastiran ikinci güzel sey....


Dans etmek istiyorum arkadaslar, (yok sandiginiz gibi degil) asik filan olmadim...:-),
eskiden beri hevesim vardir dans`a, su son dans yarismalarindan da fazla etkilendim belkide, evrensel olup iki yabanciyi bu kadar yakinlastiran, dil, din demeden ayni coskuyu paylastiran müthis birsey, cok sevkle seyrediyorum türk programlarindaki yeni dans showlarini,
insanlarimizi, özelliklede gencligi böylece bu tür spor alanlarina özendirmeleri güzel birsey,
gecen hafta buzda dansda yine hepsi mükemmeldi, calisiyorlar güzel seyler yapmaya calisiyorlar ama ne yazikki insanin gözüne olur olmaz baska ufak pürüzler takiliyor ve o güzellikleri biraz gölgeliyor, özellikle bayanlarin okadar zarif kiyafetleri varki, o dönmelerde bacaklarini o kadar güzel ayirabiliyorlarki, keske altlarinda herseyi meydana cikarmayan o zariflige uyacak ic camasirlari giyseler... zerafet gizemde saklidir ve iki bacak arasi kimseyi ilgilendirmez....

5 Şubat 2007 Pazartesi

Heyecanli ve merakliyim....


Sizde okudunuzmu yeni yila girdikten sonra her dergideki "Yeni yil size ne getirecek.." köselerini, ben okudum ve her sene oldugu gibi hadi bakalim dedim bekliyorum... Yalniz neyi bekledigimide pek bilmiyorum, ama artik fazla ileriye dönük yasadigimi fark ettim, klasik laflar vardir, gününü yasa, carpe diem filan.... söylemek kolayda uygulamak pek okadar kolay degilmis, beklerken hayat geciyor, planladigin seyler gerceklesmiyor, güzel bi söz daha vardir, " hayat dedigin sen planlar yaparken olanlardir....", böyle sözleri oraya buraya yazanlar gercek anlamini idrak ediyorlarmi yoksa ilginc diyemi yaziyorlar... Cocukken cok daha cesur ve merakli oluyoruz, büyüdükce korkaklasip adimlarimizi dikkatle atiyoruz, ama artik cocuk ruhumuzu yeniden kesfetmenin vakti geldi, ayakkabilarim camurlansada artik önemsemiyecegim....

30 Ocak 2007 Salı

Uzak Dostlar

Evde bir kitap duruyo ama okumadim daha, adi "Uzak Dostlar", aslinda sirf baslik hosuma gitti diye almistim. Yani biraz kel alaka aslinda, cünkü Dost dedigin en yakinin degilmidir, seni iyi taniyan, huyunu, suyunu bilen, derdini paylastigin insan degilmidir? .....
O eskidendi, cünkü artik teknoloji okadar ilerlediki, msn di, blog du derken, dünyanin bi ucundan tanimadigin insanlarla görüsme imkanin var, mesafeler artik cok kisa, insanlar daha acik görüslü...
Tabii sacmalayanlarda var aralarinda, dogruyu söylemeyenler, nasilsa beni tanimiyo diye normal zamanda hayatta söylemiyecegi seyleri söyleyenler, masa basinda ahkam kesenler....
Ama heryerde oldugu gibi elemeyi bildikten sonra problem degil, önemli olan kalplerin ve düsüncelerin birligi, zaten arkadasliktan öteyede gitmez bu is, oyüzden dostlarimizin kiymetini bilelim arkadaslar....

24 Ocak 2007 Çarşamba

Geldi duru beyaz....



Kardanesi, daneside, geliyo bidanesi.... Ne güzel türkülerimiz varya..

Nihayet Kar Kralicesi yataklarini cirpmaya basladi ve,
ha geldi, gelmedi, gelecek derken, heryer bembeyaz oldu iste.

Tam herkes kabullenmis bahari beklerken, doganin azizligine ugradik birkez daha, ama iyi oldu. Kar iyidir, mikrop kirar, havayi temizler, üzerinde gicir gicir yürürken o duru güzelligi seyretmek bambaska, Kara yatip, kar melegi yaptinizmi hic? Buna en cok sevinen cocuklar ve kayakcilar tabii, yalniz üzüldügüm bir nokta var: iki gün önce günesli bir gündü ve yeni filizlenen cicekler vardi calistigim otelin bahcesinde, onlar üsüdü.....

19 Ocak 2007 Cuma

Iste bu....

Yigidin eyisini nerden bileyim
Yüzü güleç, kendi yaman olmalı
Kasavet serine çöktüğü zaman
Gönlünün gâmını alan olmalı

Benim sözüm yiğit olan yiğide
Yiğit olan muntazırdır öğüde
Ben yiğit isterim fırka dağında
Yiğidin başında duman olmalı

Yiğit olan yiğit kurt gibi bakar
Düşmanı görünce ayağa kalkar
Kapar mızrağını meydana çıkar
Yiğidin ardında duran olmalı

Sâfi güzel olan, şol bazı kötü
Yiğidin densizi ey’olmaz zati
Gayet durgun ister silahı atı
Yiğit el çekmeyip viran olmalı

Karac’oğlan der ki çile çekilmez
Hozan tarlalara sümbül ekilmez
Sak yabancı ile başa çıkılmaz
İçinden sıdk ile yanan olmalı"

Tasavvuf nedir???

Bu sorunun pesindeyim uzun zamandir, buna birazda öze dönüs diyebiliriz. Özellikle yurt disinda yasayan birisi olarak bunlari bilmemiz gerektigini düsünüyorum. Hic arabanizda ilahi dinledinizmi? Müthis dinlendiriyor ve raharlatiyor. Önünüzdeki adamcazin eskiden arabadan inip camini tiklamak isteginizin yerini, gülümseyip yol vermeniz aliyor. Arkadan yakilan selektörmüs,
kornaymis, hic ic huzurunuzu bozmuyor. Tavsiye ederim!

Bu arada bu arastirmalarima sebep olan kisiyede tesekkür ederim!
(Bir Kurtlar Vadisi hayrani).

8 Ocak 2007 Pazartesi

Yeni Popstarimiz, vatana millete hayirli olsun!

Uzun zamandir herkesin beklediginin aksine seyler oldugu bir programdi. Ilk bölümdem beri armagan hayrani olmama ragmen, hasretin kazanmasina sevindim. Cünkü finale kalan zaten kendini gösterdi, tanindi ve biryerlere gelecektir. Armaganin sesi öyle güzelki kesin elinden tutan olur. Zaten kazansaydi hakkiyla olmayacakti, torpil diye hakki yenecekti, böyle iyi oldu....
Simdi yeni star arayisina gecebiliriz...

3 Ocak 2007 Çarşamba

Yeni yil, yeni yil, yeni yil.....

Söze son günlerde vefat ettirilen eski irak hükümdarindan girmek istiyorum. Astilarda ne oldu??? 2 gün haber malzemesi okadar... insallah! Cünkü yok efendim, bayram gününde olurmu, Kelime-i, sehadet getirmesine bile izin verilmedi, yazik adama filan, ya adamin kendi insanlari mahkum ettiler ve astilar, tabii dini müslüman bayramida denk geldi...hepsi politika, ve bizde bu islerden anlamadigimiz icin , yalniz allah taksiratini affetsin demekten baska birsey gelmez elimizden.
Herkese hayirli bir yeni sene, hayirli bir yasam ve hayirli bir ölüm dilekleriyle...